+90 312 428 18 28

Meme Sağlığı

Hayır, meme ağrısı tüm kadınların %70-80'ninin hayatının bir döneminde yaşadığı bir yakınmadır. Çoğu kere adet öncesi dönemde görülür ve adet görülmesiyle birlikte geçer. Bazen de memedeki kistler, iltihaplı hastalıklar iyi huylu kitleler ya da sırt ve boyun bölgesindeki fibromiyozitler, koltuk altı lenf bezi büyümeleri, boyun fıtıkları meme ağrısı yapar. Gerçekte meme kanseri ile birlikte memede ağrı görülmesi oldukça nadirdir.

Meme ve diğer organ kanserlerine yakalanma olasılığını azaltmak için bir takım genel öneriler bulunmaktadır. Bunlar arasında; kilo kontrolünün sağlanması, düzenli egzersiz yapmak ve hareketli yaşam sürmek, sigara kullanmamak, kronik alkol tüketmemek, bitkisel ağırlıklı beslenmek bulunmaktadır. Bunun dışında tüm bu faktörlere dikkat eden kişiler bile kanser olabilir. Ama erken tanı ile pek çok kanserin tedavisi mümkün olmaktadır.

20 yaşından itibaren tüm kadınlar kendi kendini muayene etmeyi öğrenmeli, memesi hakkında bilgi sahibi olmalı, bu sayede değişiklikleri fark edebilmelidir.20-30 yaş arasında 1-3 yılda bir, 30-40 yaş arasında 1-2 yılda bir, doktor tarafından yapılacak meme muayenesi ardından ultrasonografi yapılabilir.40 yaşından itibaren ise, yılda bir kez doktor muayenesi ve mamografi yapılması önerilmektedir. Bu şekilde yapılan düzenli tarama ve kontrollerle meme kanseri tanısı çok erken dönemde konabilmektedir.

Kendi kendine muayene ile meme kanseri yakalanabilir. Küçük meme yapılarında ya da tümörün meme yüzeyine yakın yerleşimli olduğu durumlarda mamografi ve doktor muayenesi yaptıramayan kişiler de kendi kendilerine muayene ile meme kanserini erken tanıyabilir. O nedenle kendi kendine muayene yapmalısınız. Kendi kendine muayene ayna karşısında gözle ve elle meme dokusunun incelenmesi şeklinde yapılabilir. Bu muayene sırasında meme derisinde veya meme başında iyileşmeyen yara-berelerin varlığı, meme cildini dışarı doğru iten bir şeylerin hissedilmesi veya meme cildini içeri doğru çeken bir oluşumun olması (yani meme cildinde gamzeleşme veya çukurlaşma), bir başka değişle meme cildinde çöküntü, önemli bulgular olarak göze çarpar. Bunun dışında meme cildinizde kalınlaşma, kızarıklık, portakal kabuğu gibi bir görüntü meme kanserinin bulgusu olabilir.

Elle muayenede ise çoğunlukla meme kanseri ele gelen bir kitle şeklinde kendini gösterir. Memenizde farklı bir oluşum hissettiğinizde mutlaka bir doktora başvurmalısınız. Bunun dışında meme başı akıntılarıyla da meme kanseri kendini ortaya koyabilir. Bununla birlikte unutulmamalıdır ki düzenli radyolojik tarama ve kontroller ile doktor tarafından yapılan meme muayenesi, meme kanserinin erken tanısında, kendi kendine muayeneden daha üstün tanısal doğruluğa sahiptir.

Meme kanserinde erken tanı koyabilmek için, kendi kendine meme muayenesinin, yıllık kontrollerin, doktor muayenesinin ve mamografi-ultrasonografi tetkiklerinin düzenli yapılmasının çok büyük önemi vardır. Ancak bu kontroller ile bile bazı özel durumlarda erken tanı koymak mümkün olmayabilir. Meme görüntülemesinde, kanserin mümkün olan en erken dönemde yakalanması amaçtır. Ama bu koşullar hastadan hastaya değişmektedir.

Bazı hastaların meme dokusunun çok yoğun olması nedeniyle meme kanseri erken dönemde görüntülenemeyebilir. Bazı hastalarda meme kanseri elle tutulup, gözle görülemeyecek kadar erken dönemde mamografiyle yakalanabilirken, bazı hastalardaysa oldukça büyük boyutlara gelene kadar ne kendisi hissedebilir, ne doktor muayenesinde saptanabilir, ne de mamografi ve ultrasonografide görülür. Ancak bilinen bir gerçek vardır ki düzenli olarak yapılan bu tetkikler sayesinde meme kanseri tetkik yaptırmayanlara göre çok daha erken dönemde yakalanabilmektedir ve bu da yaşam kurtarıcı olabilmektedir

Meme kanserini ortaya koyabilecek, yakalayabilecek en önemli yöntemler doktor muayenesi, mamografi, ultrasonografi veya bunlar yapılamıyorsa hastanın kendi kendini muayenesidir. Tümör marker’ları (tümör belirleyiciler) diye bilinen ve tümörlerin salgıladığı maddeleri kanda yapılan testlerle ortaya koyan yöntemler, meme kanserinde tanı koyucu olarak kullanılmamalıdır. 
Özellikle meme kanserinde kullanılan tümör marker’ları, Ca15–3 veya CEA’dır. Ancak bu testler, meme kanseri olduğu bilinen (tanısı konan) hastaların takibinde kullanılmakta olup kişide kanser olup olmadığını anlamak için doğru yöntem değildir. Zaten bu testlerin, büyük oranda yanlış pozitifliği (yani hastada kanser yokken yüksek çıkması) veya kanser varken negatif çıkması (yani yanlış negatifliği) görülmektedir. O nedenle kan testi ile meme kanseri tanısı konamaz. Meme kanseri taraması için kullanılacak en iyi yöntem mamografi ve bazen de ultrasonografidir.

 

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından mamografinin, hiçbir şikayeti olmayan bütün kadınlarda 40 yaşından itibaren yılda bir kez yapılması önerilmektedir. Bu öneriye bütün ülkeler aynı şekilde uymamaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün kararı ülkelerin şartlarını gözetmeksizin bilimsel olarak saptanmış olup ülkelerin çoğu, kendi kaynakları doğrultusunda vatandaşı olan kadınlara hangi sıklıkta mamografi yapabileceklerine kendi sağlık politikaları doğrultusunda karar verir. Ancak, örneğin İngiltere ve Türkiye, mamografiyi bütün kadınlara iki yılda bir yapmaktadır, çünkü sağlık bütçesi, cihaz ve doktor sayısı yılda bir yapmaya yeterli değildir. Ancak başka bazı ülkelerde Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği yılda bir kontrol yapılabilmektedir. Bunun dışında kişilerin özel riskleri göz önüne alınarak doktor tarafından daha farklı programlar uygulanabilir.

Mamografi çekiminde her iki memenin iki yönden grafisi çekilir. Memeye, yukardan aşağıya ve sağdan sola hafif bir baskı uygulanarak iki pozisyonda çekim yapılır ve bu çekim her iki meme için ayrı ayrı uygulanır. Bu çekimler sırasında meme dokusu bir miktar sıkıştırıldığı için kısa süreli (birkaç saniye) ve hafif bir ağrı oluşabilir. Özellikle son yıllarda dijital mamografinin yaygınlaşması ile mamografi sırasında hissedilen ağrı duygusunda belirgin azalma sağlanmıştır. Eğer normal zamanda da memede çok ağrı ve hassasiyet hisseden birisiyseniz, mamografiye gitmeden önce hafif bir ağrı kesiciden fayda görebilirsiniz. 
Mamografi X ışını içerir mi sorusunun cevabına gelince; evet, mamografi X ışını (radyasyon) içeren bir tetkik yöntemidir. Ancak yapılan bilimsel çalışmalara göre yılda bir kez mamografi yapılmasının getirdiği görece zarar, meme kanserinin erken tanısının getirdiği faydadan çok daha azdır. Bazı durumlarda kişiye yılda bir defadan fazla mamografi de yapılabilmektedir.

Meme kanserinde en önemli risk faktörü kadın olmaktır. Yaş ilerledikçe meme kanseri riski daha çok artar; 20’li yaşlarda çok nadir görülürken 40-50 yaşından sonra giderek artan oranda görülür. Ailede meme kanseri olması, riski artıran özelliklerden biridir. Meme kanseri riskini arttıran faktörler; ilk âdetini çok erken yaşlarda ve son âdetini çok geç yaşlarda görmek, düzenli alkol kullanmak, hiç doğum yapmamış olmak veya ilk doğumunu 35 yaşından sonra yapmış olmaktır. Bununla beraber yüksek risk faktörü bulunmayan kadınlarda da meme kanseri sık olarak görülmektedir. 

Meme kanserinde çevresel faktörler çok önemlidir. Meme kanseri olanların % 20’sinde genetik faktörler ön plana çıkarken % 80’inde belirli bir neden bulunamamakta olup bu kişilerde çevresel faktörlerin önemli olduğunu biliyoruz. Çevresel faktörler, kişinin beslenme şekli, sigara-alkol kullanımı ve yaşadığı bölgedir. Biliyoruz ki geri kalmış ülkelerde meme kanseri daha az sıklıkta görülmektedir. Ama gelişmiş ülkelerde mesela Kuzey Avrupa ülkeleri, Amerika Bileşik Devletleri’nde meme kanseri daha fazla görülmektedir. Bununla beraber, gelişmiş bir ülke olan Japonya’da meme kanseri tam tersine daha az görülmektedir. “Bu farklılık genetik özelliklerden midir?” diye düşünüldüğünde cevap, Japonya’dan Amerika’ya göç edenlerin ikinci kuşağında bulunmuştur. Kendi ülkelerinde meme kanserine daha az yakalanan Japonlarda, Amerika’ya göç ettikten sonra ikinci nesilden itibaren Amerikalılara eşit oranda meme kanseri gözlenmiştir. Yani bir Amerikalı gibi yaşayan Japonlarda Amerikalılar kadar meme kanseri görülmüştür, bu da çevresel faktörlerin çok önemli olduğunun bir işaretidir.

Memede kişinin eline gelen kitlelerin bir kısmı gerçek kitleler olmayıp, meme dokusunun hormonal değişikliklere cevabı olarak ortaya çıkan dolgunluk ve bezelerdir. Bu bezelerin bir kısmı birkaç hafta beklenildiğinde kendiliğinden geçer. Bunun dışında kişinin eline gelen kitlelerin bir kısmı da memeye ait kistler ve iyi huylu kitlelerdir. Bu nedenle kişinin eline kitle geldiğinde yapılması gereken, bu ayrımı yapacak doktora başvurmaktır. Doktor, muayenesinin ardından, kitlenin iyi huylu mu yoksa kanser mi olduğunu ayırt etmek için görüntüleme isteyebilir. Görüntüleme ile saptanan gerçek kitlelerin bir kısmının kanser olma olasılığı bulunduğundan bazen iğne biyopsileri ile patolojik tanı konması gerekebilir.

Meme kanserinden yüzde yüz koruyucu bir yöntem yoktur. Ancak risk faktörlerini azaltarak meme kanseri ihtimalini azaltmak söz konusu olabilir. Meme kanseri ile ilgili değiştiremeyeceğimiz risk faktörleri vardır; örneğin annenizin meme kanseri olması, değiştiremeyeceğimiz bir risk faktörüdür. Ancak değiştirebileceğimiz risk faktörleri de vardır; bunlardan en önemlisi yaşama tarzımızla ilgili olanlardır. Normal kilomuzu korumak, spor yapmak, en azından ilk canlı doğum yapana dek doğum kontrol hapı kullanmamak, düzenli alkol-sigara kullanmamak yapılabilecek en önemli şeylerdir. Hayvansal besinlerden daha az tüketmek riski azaltır; sebze meyve ağırlıklı beslenmek, kilo almamak meme kanseri riskini azaltıcı faktörlerdir. Meme kanserinden korunmanın en önemli yolu, bu önlemleri almakla beraber düzenli kontrolleri yaptırmaktır.

İlk önce bilin ki, memedeki kitlelerin çoğunluğu iyi huyludur ve kanser belirtisi değildir. Ancak memede bir kitle saptandığında, muhakkak ne olduğu ayırt edilmelidir. Bu ayırt etme işlemini bir doktora başvurarak yapabilirsiniz. Doktor sizi muayene eder, size bir takım sorular sorduktan sonra yaşınıza göre ya sadece ultrasonografi veya mamografi tetkikleri de isteyebilir. Ultrasonografi özellikle 40 yaş altındaki hastalarda ilk tetkik olarak yapılmaktadır. Ancak 40 yaşından küçük hastalarda da doktor tarafından gerekli görülen durumlarda mamografi yapılabilmektedir. Ancak bunlar kesinlikle buna doktorunuz karar vermelidir. Ultrasonografi ve mamografi yapıldıktan sonra sonuçlarla doktorunuza başvurduğunuzda size bir sonraki aşamanın ne olacağını söyleyecektir.

Meme kistleri her üç kadından birinde bulunan oluşumlardır. Bunlar iyi huylu ve içleri sıvı dolu, doku içermeyen oluşumlardır. Tedavi edilmelerine gerek yoktur ve kanser riskini arttırmazlar. Kitleler ise katı, içi sıvı dolu olmayan, doku ile dolu oluşumlardır. Kitlelerin bir kısmı iyi huylu bir kısmı kötü huylu (kanser) olabilir. Kitlelerde hangi oranda kanser olma potansiyeli bulunduğu, muayene, ultrasonografi ve mamografi gibi tetkiklerle ortaya konulabilir. Solid kitlelerin görüntüleme özelliklerine göre, bazen takibi bazen biyopsisi gerekebilir. Bunun kararını muayenenizi yapan doktor ve görüntülemenizi yapan radyoloji uzmanı beraber verir.

Biyopsi, herhangi bir vücut dokusundan bir parça alınarak bunun mikroskop altında incelenmesidir ve kanserin kesin tanısı biyopsi ile konulur. Biyopsinin değişik şekilleri vardır. Çok ince bir iğne ile memedeki kitleye girerek ondan bir takım sıvılar, hücreler almaya ince iğne aspirasyon biyopsisi denir. Bu yöntem doku parçası değil, hücrelerin alındığı bir yöntem olup doğruluk oranı yüzde yüz değildir. Diğer tanı yöntemi ise kalın iğne biyopsisi denilen kor biyopsi (kesici iğne biyopsisi, tru-kat biyopsi) yöntemidir. Bu biyopside de daha kalın bir iğne ile meme dokusuna girilerek doku parçaları alınır. Bu işlemde örnekleme doğru yerden ve yeterli miktarda yapıldıysa tanı oranı 0’e yakın doğruluktadır. Memede bütün dünyada tercih edilen standart tanı yöntemi kalın iğne biyopsisidir. 

Memede görülen şüpheli özellikteki kitlelere meme biyopsisi yapılmadan tanı konamaz. Memeye yapılan iğne biyopsileri, tümüyle güvenli olup iyi huylu kitlenin kansere dönüşmesine ya da kanserin yayılmasına neden olmaz. 

MRG veya Manyetik Rezonans Görüntüleme, meme görüntülemesi için kullanılan yöntemlerden birisi olmakla beraber ilk tercih edilecek yöntem değildir. Mamografi ve ultrasonografi yapılmış hastalarda bazı durumlarda gerekli olabilir. Özellikle meme dokusu yoğun olan hastalarda veya kanser tanısı konulup ameliyattan önce farklı bir odağın varlığı araştırılan hastalarda faydalı bir tetkik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazen sadece MRG’de görülen lezyonlar nedeniyle hastanın takibi MRG ile yapılabilir. Ancak MRG, standart veya rutin herkese yapılması gereken bir tetkik değildir.

Memede silikon protez (implant) olması, herhangi bir tetkik (mamografi, ultrasonografi veya iğne biyopsisi) ve tedavinin yapılmasına engel değildir. Bazen silikon protezi olan hastalarda mamografi ve ultrasonografi dışında, özellikle implant yırtıklarının değerlendirilmesinde Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) yapılması gerekebilir. Mamografide uygulanan hafif sıkıştırma, silikon implantın yırtılmasına neden olmaz. Meme protezi olan hastalarda da diğer tüm hastalara yapılan tedaviler yapılabilmektedir.

Meme kanserinde evreleme, kanserin hangi aşamada saptandığının belirlenmesidir. Tedavi planlaması, bundan  sonra yapılabilir. Her aşamada ve her evrede farklı tedaviler uygulanmaktadır. Meme kanserinde evreyi belirleyen üç ana faktör vardır; bunlardan birincisi memedeki tümörün büyüklüğü, ikincisi koltukaltı lenf nodlarının durumu, üçüncüsü ise tüm vücut taramasıyla hastalığın tüm vücutta olup olmadığının ortaya konulmasıdır. Kişiye hangi evrede tanı konulmuş olursa olsun, meme kanseri tüm tedavi seçeneklerine iyi cevap veren bir kanserdir. 

Hayır, mamografi ve USG meme görüntüleme yöntemleri olarak birbirini tamamlayan farklı yöntemlerdir. Kırk yaşından sonra memenin asıl tarama yöntemi mamografidir. USG ise daha çok memede var olan kitlelerin özellikleri (boyutu, içeriği, kanlanması deriye dik ya da yatay duruşu gibi) hakkında bilgi verir. Her ikisinin birlikte yapılması memenizin değerlendirilmesinde en iyi sonuçları verir.